Türkiye’de azınlıkların kendilerini dile getirmeleri genellikle devlet politikaları tarafından kısıtlandığı için   

Modern Türkiye Cumhuriyeti 1920’lerde Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğdu. Çok-kültürlü bir coğrafyaya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında bir Türk ulus devletinin yolunu açmak için nüfusun bir bölümü kasıtlı bir şekilde yok edilmişti. Ermeni Soykırımı, diğer Hıristiyan halkları, Rumları ve Süryanileri de içine alan bir süreçti. Ezidi nüfus da hedef alındı. Ne var ki Anadolu’da ve Küçük Asya’da, İstanbul ve ülkenin Avrupa topraklarında kurulan yeni Türkiye’yi şekillendiren yalnızca milyonlarca insanın öldürülmesi ve tehcir edilmesi değildi. Mustafa Kemal’in önderliğindeki rejim, sınırları içindeki bütün halkları Türkleştirme politikasını hayata geçirdi.  

Sonraki on yıllarda baskı altına alınan halklar arasında birinci sırada Kürtler geldi (Kürt birey ve grupların Ermeni Soykırımı’nın tanınması mücadelesine destek olmasında, birçok Kürdün soykırımın uygulanmasındaki rolü düşünüldüğünde, hem ironik, hem de acı bir yan var). 1920’li ve 30’lu yıllarda Kürtlerin hakları için patlak veren isyanlar kanlı bir şekilde bastırıldı ve ardından, 1980 ve 90’lı yıllarda  uzun silahlı çatışma döneminde de aynı baskıcı yöntemler benimsendi. Ülke yavaş yavaş katı Kemalist seküler devlet politikalarından bir parça da olsa ayrıldıkça Kürt sorunu son yıllarda daha özgürce konuşulan bir konu haline geldi. Tanınmış Kürt şahsiyetler bugün Türkiye’de parlamentoda yer alıyorlar, kamu görevleri üstleniyorlar. Ancak silahlı çatışma koşulları tamamen ortadan kaldırılabilmiş değil. Türkiye’nin politikası istikrarsızlığa eğilimli. Seçimler, bir skandal, ya da askeri bir girişim ya da bir başka gelişmenin ülkenin dini ve etnik azınlıklarına nasıl yansıyacağı belirsizliğini koruyor. Bu bakımdan Kürtlerin durumu bütün diğer faktörlerden daha etkili bir kriter.  

Türkiye’de ikinci önemli grup Aleviler. Dini bir azınlık oluşturan, kökleri Müslüman Şiiliğe uzanan ve zaman zaman tasavvuf geleneğiyle bağlantılandırılan Alevilerin Sünni Müslüman devlet kurumlarından dışlanmasında etnik köken ikincil bir faktör durumunda;çünkü Aleviler arasında Kürtler, Türkler ve Araplar da bulunuyor. Özellikle 1970 ve 90’lı yıllarda, onlar da aktif politikada yer almışlar, şiddete ve baskıya uğramışlardır. 1915’de Ermenilere yönelik katliam ve tehcirde Aleviler yer almadılar. Tersine çok sayıda Ermeni Aleviler tarafından korundu. Bir kısım Ermeniler Türkleşir ya da Kürtleşirken, bir kısmı da Alevi ailelere katıldılar ve Alevi inancını benimsediler. Son yıllarda Ermeni köklerine geri dönme sürecinde Aleviler de yer aldı. Bu özellikle bugün adı Tunceli olan Dersim bölgesi için geçerli. BuradaDersim Ermenileri ve Aleviler Dostluk Derneğikuruldu. Alevi inancının köklerini pagan Ermeni kültüründen aldığına ilişkin anlatılar da bulunuyor. (Bir önceki Gerçek’te Türkiye’nin bölgelerindegizli Ermenilerkonusu ele alınmıştı.) 

Bugün Türkiye’de bir dizi başka azınlık gruplar da yaşamakta. Kafkas ve Balkan halkları, Orta Asyalı Türki gruplar, Lazlar, Araplar gibi Orta Doğulu halklar, Romanlar bunlardan sadece birkaçı. Ana gruplar dışındaki dini topluluklar arasında ise Ezidiler, Bahailer ve Protestan Hıristiyanlar sayılabilir. Uzun yıllar seküler bir çizgi izlendiğinden Ateizm de benimsenen kimlikler arasında.       

En kesin çizgilerle belirlenen azınlıklar Lozan Antlaşması’na dahil edilen üç grup olmaya devam ediyor. Antlaşma Türkiye’yi bu toplumların haklarını korumakla yükümlü kılmıştı; ancak 90 yıldan fazla bir süredir Türkiye’nin bu konuda karnesi hiç de iyi değil. Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler yoğun olarak Türkiye’nin en kozmopolit kenti olan İstanbul’da yaşıyorlar. Onları Türkleştirme çabaları sonuç vermedi. Bu nedenle de söz konusu toplumların cemaat kurumlarıkiliseler, okullar, gazetelerfaaliyetlerini devletin denetimi altında sürdürmek zorunda. Ancak AKP’nin 2002’de iktidara gelmesinden sonra kültürel olarak kendini ifade etme ve toplumsal diyalog alanlarında daha fazla özgürlük olduğu da bir gerçek. Yine de, örneğin 2013’de Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının devlet kayıtlarında etnik-dinsel kökenlerini gösteren kodların kullanıldığı ortaya çıktığında yükselen protestoların gösterdiği gibi, gerilimler varlığını sürdürüyor.