Ermeniler Türkiye’de yaşamaya devam ediyor. 

Osmanlı İmparatorluğu Ermeni halkını tümüyle yok etme girişiminde başarılı olamadı. Elbette nüfusun çok büyük bir bölümü ya katledildi, ya da yurtlarından sürüldü. Ancak kısa süre sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin toprakları haline gelecek Anadolu ve Küçük Asya’da kalan Ermeniler vardı. Mustafa Kemal önderliğinde kurulan Türkiye’nin uluslararası toplum tarafından tanındığının belgesi olan 1923 Lozan Antlaşması’nda ülkenin üç azınlığının, yani Ermeniler, Rumlar ve Yahudilerin haklarını güvence altına alan hükümler bulunuyordu. Bu haklar aradan geçen doksan yıl boyunca tam olarak uygulanmadı ya da iyi niyet ölçülerinde korunmadı.  

Eski Osmanlı uyruğu, yeni Türkiye yurttaşları olan Ermeniler, memleketlilerinin şu ya da bu şekilde yok edildiği ata toprağı şehir ve köylerde yaşamaya devam ettiler. 20. yüzyıl süresince bu Ermenileri, şimdi artık İstanbul olan Konstantinopolis’e doğru göçertmek için sistematik uygulamalar yürütüldü ve İstanbul yeni, dönüşüme uğramış Türkiyeli Ermeni toplumunun ana merkezi haline geldi. Devletle sürekli gerginliğin olduğu bir ortamda da olsa, burada Ermeniler için yine de bir miktar nefes alma olanağı vardı.   

Bu toplum, Arapça konuşan coğrafyada, İran’da ya da Batı’dakigeleneksel Diyaspora”ya benzemiyordu. Siyasi parti aidiyeti olan kurumları yoktu. Ermeni Kilisesi büyük ölçüde Ankara hükümetinin kontrolü altındaydı. Ermenilerin gazeteleri ve okulları elbette vardı, faaliyetler devam ediyordu, ama devletin hiçbir zaman fazla uzaklarında olmayan gözlerinin sıkı takibi altındaydılar. Nitekim Türkiye’deki Ermeni okullarında (ve kiliselerinde) çoğunlukla Türk bayrağı, Atatürk’un portresi ya da büstü bulunur. Türkiyeli Ermeni öğrenciler kuşaklar boyu “Ne mutlu Türküm diyenesloganını hep bir ağızdan söylemişlerdir.  

İstanbullu Ermeniler Bolsahaysuzun süre kendi dünyalarında yaşadılar ve Ermeni Diyasporası’ndan uzak durdular. Bu durum, son yirmi yıl ya da civarında, komşuda bağımsız bir Ermenistan’ın doğması ve modern teknoloji sayesinde daha fazla bilgi alışverişi sonucu değişmeye başladı. Çift dilli Agos gazetesinin yayınları, gazetenin kurucusu, yöneticisi Hrant Dink’in 2007’de katledilmesi de, İstanbul, Los Angeles, Buenos Aires, Sidney, Moskova ve Erivan arasında iletişim kanallarının kurulmasında ve gelişmesinde önemli bir rol oynadı. (Hrant Dink suikastiyle ilgili daha geniş bilgi içeren sayfamız için lütfen Buraya tıklayın.) 

Türkiye’deki Ermeniler iki taraf arasında sıkışmış durumdalar, ama aynı zamanda, soykırım sırasında kaybedilen Ermeni mirasının büyük bir bölümüyle yakın temasta olmaları ve Türkiye’de içeriden bir değişimin yolunu açma olanakları açısından da en uygun koşullara sahipler. Aslında birçok Bolsahay hâlâ anayurtta yaşıyor olmaları nedeniyle kendilerini diyaspora olarak görmüyor.    

Tabii birçok Türkiyeli Ermeni ülkelerini terk etti. Batıya, Erivan’ave Ermenistan’ın başka yerlerinegöç ettiklerinden onlar da Türkiyeli Ermeniler için yeni bir dalganın kaynağını oluşturdular. 1990’lı yıllardan itibaren de birçok Ermeni Ermenistan’dan ekonomik olanak arayışı içinde İstanbul’a geldi. Kimisi işçi olarak, büyük bir olasılıkla ev işlerinde çalışan, ya da ticaretle uğraşan kişiler. 2010 yılında bir keresinde Başbakan Erdoğan, Batılı ülkelerdeki parlamento kararlarını bahane ederek bu göçmen Ermenileri sınır dışı etmekle tehdit etmişti. 2015’te Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Parlamentosu yüzüncü yıl yaklaşırken soykırımın tanınması çağrısı yaptığında aynı tehdidi tekrarladı.   

Bütün bunlar olurken, aynı zamanda, Erdoğan hükümetinin yönetiminde genel olarak Türkiye’nin azınlıkları, özel olarak Ermenilere ilişkin daha fazla açıklık yönünde bir eğilim de yaşanmakta. Örneğin Ermeni Soykırımı konusundadüzenlenmesi sırasında birçok sıkıntı yaşansa da – konferanslar gerçekleştirildi. İstanbul’da Kasım 2013’te Müslümanlaştırılmış Ermenilerle ilgili konferans, soykırımdan kurtulan, Müslümanlığa geçen, Türkleşen ya da Kürtleşengizli Ermenilerolgusunu gündeme getirdi. Ermeni kimliklerini gizleyen bu insanlar son yıllarda kendilerini açıkça ifade etmeye başlıyorlar. Dersim (Tunceli) bölgesinden Ermeniler bu konuda öncülük yapıyorlar ve Ermeni kimliğinin yeniden doğuşu sürecinde ön saflarda yer alıyorlar.  

1915’ten kalan Müslüman Ermenilerin yanı sıra Hemşinliler de son yıllarda Ermeni çevrelerinde çok konuşulan bir konu. Hemşin’de Türkiye’nin kuzey doğu bölgesinden (ve Karadeniz’den Kafkaslara uzanan coğrafyadan) gelen ve yüzyıllardır Müslüman olarak yaşayan, ancak Ermenicenin ayrı bir şivesini konuşan birden fazla grup yaşıyor. Hemşinlilerin tarihi ile ilgili çalışmalar ve gerektiği şekilde belgeleme faaliyetleri daha yeni başlamış durumda.