ve Ermeni halkı hatırlamaya ve adalet aramaya devam ediyor    

Ermeni Soykırımı ilk kez Konstantinopolis’te adalet önüne çıkarıldı. 1919-1920 yıllarındaTürk askeri mahkemelerinde görülen dava, Osmanlı İmparatorluğu’nun, bir yandan Batılı devletler karşısında uğradığı yenilgi, diğer yandan Türk devrim hareketinin ilerleyişi sonucu çöküş döneminde, dolayısıyla son derece politize olmuş bir ortamda karara bağlandı. Duruşmalardaki eksikliklere rağmen davalar Jön Türk rejiminin işlediği korkunç suçları kayda geçirmiş oldu, çok sayıda yöneticiyi ölüm ve hapis cezalarına çarptırıl. Bu cezaların neredeyse hiçbiri yerine getirilmedi. Tersine o dönemin bir dizi yetkili ismi, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yüksek makamlarında görev yaptılar.     

Diyaspora’da örgütlenmiş toplumlar oluşturulması, savaşın, devrimin, ikinci bir savaşın ve Stalin rejiminin darbelerini yemiş bir Ermenistan’ın yeniden ayağa kaldırılması, Ermeni dünyası tarafından soykırımın tanınmasına yönelik kararlı mücadele stratejilerinin geliştirilebilmesi için yarım yüzyıl, yani birkaç kuşak geçmesi gerekti.   

1965’te Erivan’da, Sovyet Ermenistanı’nın başkentinde yaşayanların kendi anne ve babaları, büyükanne ve büyükbabalarının uğradığı toplu katliamları anmak için kitlesel bir yürüyüş yapmaları bir dönüm noktası oldu. Aslında yürüyenler doğrudan soykırım kurtulanlarıydı.  Çok geçmeden kentte resmi bir Ermeni Soykırımı anıtı inşa edildi. Kurbanların anıldığı bu yapı aynı zamanda bir müze ve araştırma enstitüsünü de barındırıyor. Müze ile enstitüye de anıtın adı verildi: Tsitsernakaberd (Batı Ermenice söylenişiyle Dzidzernagapert) yani“Kırlangıç Kalesi. Bu adın, anıtın bulunduğu yerle ilintili bir pagan inancından geldiği söylenir. Diyaspora da 24 Nisan 1915’in ellinci yıl dönümünde de boş durmadı; Buenos Aires, Beyrut, Boston ve bir dizi başka yerlerde anmalar yapıldı, anıtlar açıldı.     

Bundan bir yıl önce Uruguay’da, Montevideo’da 10.000 Ermeninin katıldığı yürüyüş önemli bir yankı uyandırmış olmalı ki, Uruguay 1965 yılında parlamentosunda Ermeni Soykırımı’na ilişkin karar geçiren ilk ülke oldu. O tarihten bu yana, özellikle 1990’lı ve 2000’li yıllarda başka ülkelerin parlamentoları ve yerel yönetimleri benzer kararlar aldılar. Bu ülkeler arasında Lübnan, Venezuela, İsveç, Kanada, Litvanya, Şili, Rusya, Kıbrıs, Arjantin, Hollanda, İsviçre, Polonya, Belçika, Slovakya, Fransa, Yunanistan, Bolivya, Almanya, İtalya ve Vatikan yer alıyor. Bunların yanı sıra Avrupa Parlamentosu ve Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliği, İnsan Hakları Derneği (İstanbul Şubesi) gibi kuruluşlar da Ermeni Soykırımı’nı tanıdılar. ABD Kongresi Ermeni Soykırımı’nın anısına 1975’de ve 1984’de, 24 Nisan’ıİnsanın İnsana Yaptığı İnsanlık Dışı Muameleyi Anma Ulusal Günüolarak belirleyen kararlar aldı.  

Amerikalı Ermeniler, 1970’li yıllardan bu yana Ermenilerin savunuculuk çalışmalarının başını çekiyor ve onların geliştirdiği stratejiler dünyanın çeşitli ülkelerinin başkentlerinde benimseniyor. 1991’de Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana da ülkenin büyükelçilikleri ve uluslararası kuruluşlardaki temsilcileri Ermenilerin sesini uluslararası platformlarda duyulmasında önemli bir rol oynuyor 

Ancak Ermeni Soykırımı’nın tanınması ve anlamlı bir şekilde ele alınması için verilen mücadele esas olarak Türkiye’ye yönelik olarak yürütülüyor. Gerçekten de tümden inkâr, 1970 ve 80’li yıllarda Türk diplomatlarını ve Türkiye’nin diğer kurumlarını hedef alan şiddet, Ankara’nın film prodüksiyonlarını engellemekten büyük çaplı savunma sözleşmelerini iptal etmeye kadar çeşitli karşıt lobi çalışmalarıyla geçen on yıllardan sonra, bugün İstanbul’dan Diyarbakır’a ülke atmosferinde yüzleşmeye daha yaklaşma yönünde bir değişim gözlemlenmekte  

Nitekim 2014’te, bugün cumhurbaşkanı, o zaman başbakan olan Erdoğan tarihsel bir adım atarak Ermeni halkına başsağlığı diledi. Tabii ki mesajında yapılanı soykırım olarak nitelemekten kaçınmıştı. Zaten, ardından hiçbir somut adım gelmemesi nedeniyle samimiyetsiz bir jest olarak yorumlandı. Bu mesajının tam tersi yönünde 24 Nisan 2015’te Birinci Dünya Savaşı tarihinin önemli sayfalarından biri olan Gelibolu savaşını anmak üzere düzenlenen büyük çaplı törenlere dünya başkanları ve başbakanları davet edildi. Bu, hiç de olağan bir şey değildi; çünkü Türkiye’de anıldığı şekliyleÇanakkale Zaferi için törenler her yıl 18 Mart’ta düzenleniyordu. Dolayısıyla anma tarihinin bu şekilde 24 Nisan’a alınması, dünya liderlerinin ve medyanın dikkatini Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılından uzaklaştırma girişimi olarak algılandı     

Bu arada, her ne kadar uzun vadeli etkilerini öngörmek ya da olumlu bir gelişmenin güvencesi olarak kabul etmek zor olsa da, 2010 yılında, 1919’dan sonra ilk kez İstanbul’da Ermeni Soykırımı anmaları yapılıyor ve başka kentler de anma etkinliklerine katılıyordu. O yılın ardından daha geniş katılımlı anmalar düzenlenmekte. Sivil toplum örgütleri ve insan hakları grupları, Türkiye’nin geçmekte olduğu genel demokratikleşme süreci kapsamındaki bu hareketin ön saflarında yer alıyorlar. Ermeni Diyasporası temsilcileri de son yıllarda 24 Nisan’ı anmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentindeki anmalara katılmaktalar. Ne var ki Türkiye’de bu son dönemde sert Ermeni karşıtı gösterilerin de düzenlendiği görülüyor.     

Ermeni Soykırımı’nın kapsamlı, adil ve kalıcı bir şekilde nasıl ele alınacağı, Türkiye ve Ermenistan devletleri, her iki ülkenin içinde, Diyaspora’da ve dünyanın her yerinde, Türkiye ve Ermenistan halklarını da içine alan karmaşık bir konu. Gerek Ermenistan, gerekse Türk diplomatları, lobi grupları, onların yanı sıra politikacılar, akademisyenler, sanatçılar ve aktivistler sınır ötesi boyutlarda çalışmalarını yoğunlaştırdılar. Kalıcı bir çözüme ulaşılıp ulaşılmayacağı ise hâlâ belirsiz.